Pages

Ads 468x60px

5 Ocak 2013 Cumartesi

En İyi Mafya Filmleri

The Godfather

Gösterime girdiği dönemden beri bir klasik haline gelen, sadece mafya filmleri değil bütün filmler arasında, uzmanların veya oylamayla yapılan araştırmaların, listelerin hep en üst sıralarında yer alan bir şaheser Baba filmi.

Mafya filmlerinin baş yapıtlarından biri olarak kabul edilen , Mario Puzo'nu romanından esinlenerek yayınlanan Godfather serisinin başlangıcı olan bu filmde Al Pacino ve Marlon Brando gibi dev isimler yer almaktadır. 1972 yapımı Ford Coppola'nın yönetmenliğini yaptığı filmde New York'ta yaşayan, güçlü bir İtalyan ailesinin hikayesi anlatılıyor.
The Godfather II'de ilk film kadar başarılıdır öyleki bir serinin en iyi film sıralamasında ikinci filmi, ilk filmi geçtiği çok görünmemiştir. Ama Godfather 2 filmi buna çok güzel bir örnek...
Belki de bunun nedeni filmde eskiye bir dönüş yani babanın gençliğini filmde görmemiz. Ve genç babayı De Niro'nun oynaması... Filmde Al Pacino en görkemli oyunculuklarından birini daha sergilemiş. Konunun işleyişi ilk filmden daha iyi bir hal almıştı.



Goodfellas

Ünlü yönetmen Martin Scorsese imzalı 1990 yapımı Goodfellas uyuşturucu, mafya, arkadaşlık ve ihanetin birarada anlatıldığı en iyi mafya filmleri arasında ...
Yaşayan efsane Martin Scorsese'nin elinden çıkan ve günümüz sinemasının en başarılı mafya filmleri arasında gösterilen Goodfellas, 6 dalda Oscar'a aday gösterilmiş ve harika performansı bitmek bilmeyen enerjisi ile Joe Pesci'ye En iyi yardımcı erkek oyuncu Oscarını kazandırmıştı.
Filmi genel olarak Henry (Ray Liotta) ve onun karısı Karen'in (Lorraine Bracco) ağızından dinliyoruz. Tutucu bir ailenin oğlu olan Henry'nin okulla arası pek iyi değildir ve en büyük arzusu caddenin hemen karşısında bulunan ve genelde mafya üyelerinin uğrak yeri olan otoparkta çalışmaktır. Ve Henry okul öncesi burada çalışmaya başlar, önceleri getir götür işlerine bakar. Gün geçtikçe okulu asmaya ve yeni ortamında daha fazla vakit geçimeye başlar. Sonrasında ise kendini yavaş yavaş mafyanın içinde bulur. Jimmy Conway (Robert De Niro) ve Tommy De Vito (Joe Pesci) ile iş yapmaya başlayacaktır. Bu üçlü büyük işler yapmaya başlar fakat daha sonrasında Henry hiçte girmek istemeyeceği uyuşturucu işinde bulur kendini ve işler yolunda gitmemeye başlar.



Scarface

Mafya en vahşi, en karanlık biçimde bu filmde anlatılıyor.
Brian De Palma’nın göçmen bir adamın hırsı ve açgözlülüğüyle suç dünyasının tepesine tırmanan bir karakteri anlattığı hikayesi o kadar çarpıcıdır ki, günümüz filmlerinde kullanılan bir çok sahnede bu filme göndermeler buluruz.

Scarface, paranın insan hayatı için ne kadar önemli olduğunu, hayatın nasıl iniş çıkışları olduğunu, hırsın ve öfkenin, suç dünyasındaki başarısını gösteren bir film. Her konuda kendine has, o zamanın dünyasına uymak zorunda olmayan fikirleri olan ve onlardan asla taviz vermeyen, yeni düşüncelere açık olsa da kendi fikirlerinin doğruluğuna her şeyden çok inanan bir adamın hikayesi.
Filmin yaratıcısı Brian De Palma’nın nasıl bir yönetmen olduğunu yalnızca elektrikli testere sahnesini izleyerek bile anlayabiliriz. Elbette Al Pacino’nun aksanıyla güç kattığı oyunculuğunun etkisini yadırgayamayız bu sahnede; fakat sahnede görünenler yalnızca Tony Montana ile kolunun ve bacağının kesildiğini bildiğimiz arkadaşının gözleridir. Arkadan da artıp azalan bir elektrikli testere sesi gelmektedir ve bizler bu sahneyi izlerken dehşete kapılırız.
Suç ve ceza kavramlarına odaklanan yönetmen, suç filmlerinin bir alt türü niteliğinde olan “gangster filmleri”nin en başarılı örneklerini sunmuştur. Filmde “antisosyal kişilik bozukluğunun” çok güzel bir şekilde yansıtılmış olması da psikoloji dünyası açısından önemli filmler arasına girmesini sağlamıştı. En iyi aktör, En iyi yardımcı oyuncu ve En iyi orijinal müzik dallarında 3 Golden Globe'u bulunan filmin ayrıca ilginç biçimde Razzie Award ödüllerinde En kötü yönetmen ödülü de bulunmaktadır.



Once Upon A Time In America

David "Noodles" Aaronson ve arkadaşları 20'lerin New York'un da beraber büyümüşlerdir. 30'larda gangster dünyasında fırtına gibi esen sıkı dostlar zamanla dağılırlar. Fakat 60'ların sonunda Aaronson New York'a geri dönecek ve geçmişiyle yüzleşecektir.
Birlikte büyüyen bir grup Yahudi arkadaşın, gangster dünyasına adım atmasıyla geçirdiği aşamaları ve sonrasını konu edinen film, Spagetti Western'lerle ünlü Sergio Leone'nin çoğu İtalyan bir ekiple, bir çok sahnesini Avrupa'da çektiği bir yapım. Hollywood'un yazılı olmayan kurallarının işlemediği, ahlak muhasebesi ve dersler içermeyen, duygusal olabildiği kadar sert de olabilen bir film. Nihayetinde unutulmaz müzikleri ve Robert de Niro'lu kadrosuyla da çoktan klasikler arasında yerini almış durumda.

Uzun, bir o kadar etkileyici, bizleri zaman kavramları içinde dönüp dolaştıran bir yapım. Bu filmi belki de en iyi anlatan söz ise şu: "Sergio Leone sert erkeklere ve Amerika'nın yakın tarihine tutkuyla bağlıydı. Onun için gangsterler sert ama hüzünlü ve nostaljik adamlardı. Bize onların köklerini gösterdi..."



The Untouchables

Yönetmenliğini Brian De Palma’nın yaptığı, 1959 ABC televizyon dizisi üzerine kurulu olarak, Eliot Ness’in Al Capone’u adalete teslim edişini otobiyografik bir anlatımla ele alan 1987 yapımı bir film. Başrollerini Memur Eliot Ness rolünde Kevin Costner, İrlanda asıllı Amerikalı devriye polisi Jim Malone rolünde Sean Connery ve Al Capone rolünde Robert de Niro’nun paylaştığı filmi, David Mamet uyarladı. Filmdeki rolüyle Connery En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında “Oskar” olarak da anılan Akademi Ödülü’nü kazandı. Film kısa zamanda büyük etki yarattı ve 76 milyon$’u aşan hasılatıyla “hit” oldu. Film bunun dışında 3 Akademi ödülüne aday gösterildi.
Yıllardan 1930′lu yıllar ve Chicago’da içki içmek artık yasaktır. İçki kara borsadır ve ortalık kaçakçılarla dolmuş taşmıştır. Bunların başında da Herkesin az çok bildiği Al Capone (Robert de Niro) vardır.

Al Capone İtalyan bir mafya babasıdır ve kartvizitinde de mobilyacı türü bir şey yazmaktadır. Binlerce kişinin katili olmasına rağmen ancak vergi kaçakçılığından yakalanabilmiştir. İşte Untouchables (Dokunulmazlar) filmi de bu konu üzerinde yoğunlaşmaktadır.



Reservoir Dogs

Quentin Tarantino'nun, gösterildiği yıl Sundance Film Festivali'nde olay yaratan ilk filmi "Rezervuar Köpekleri", bir soygunu merkez alarak sekiz gangsterin psikolojileri üzerinde yoğunlaşan bir kara-film.
Tarantino'nun senaryosunu da kendisinin yazdığı film, sinemaya alışılmadık bir tarz getirdi. Bol kanlı şiddet sahneleri, neredeyse hiç bir şey ifade etmeyen diyaloglar, karmaşık anlatım tarzı ile yönetmenin diğer filmlerinin öncüsü diyebiliriz.

Joe Cabot (Lawrence Tierney), büyük bir elmas mağazasını soymak için, oğlunun da dahil olduğu bir ekip hazırlar. Renk isimlerini kod isim olarak kullanan ekibin adı, "Rezervuar Köpekleri".

İşinin ehli gibi gözüken ekipte, Joe'nun oğlu da vardır. Soygunun planları yapılır. En ince detayları bile gözden geçirilmiştir. Ama soygun planlandığı gibi işlemez. Mağazaya gelindiğinde tuzağa düşerler. Ekibin içinde polis olduğunun farkına varırlar. 'Kim, kime silahını çekeceğini', 'kimden şüpheleneceğini' bilemez durumdadır. Silahlar çekilir. Etraf bir anda kan gölüne döner. Soyguncuların bir kısmı bir depoya sığınır. Depo içerisinde de bir hesaplaşma vardır.



Carlito's Way

Porto Riko'lu Carlito Brigante (Al Pacino) kadim dostu avukat David Kleinfeld'in (Sean Penn) yardımlarıyla yıllar sonra hapisten çıkıyor. New York'a dönen Carlito, herşeyin değiştiğini, mafyanın bile artık eskisi gibi olmadığını görüyor. Bu arada eski sevgilisi Gail'i (Penelope Ann Miller) de bulan Carlito, bir süre sonra yeni bir hayat kurmak için Yeni Dünya'dan kaçmaya karar veriyor, ancak geçmişi bir türlü peşini bırakmıyor.
Yaralı Yüz'den on yıl sonra çekilen ve bir nevi devamı niteliğindeki film De Palma'nın ustalığından hiç bir şey kaybetmediğini kanıtlıyor. Al Pacino ile Sean Penn gibi iki usta oyuncuyu bir araya getiren "Carlito'nun Yolu"nda ünlü yönetmen Paul Mazursky'i de yargıç rolünde izliyoruz. Tahmin edileceği üzere bir kez daha özenli çekimler ve gerilimli sahneler var. En akılda kalanı ise Grand Central Station'daki soluk kesen kovalamaca sahnesi.
Olaylar, 1975 yılının Manhattan'ında ve Carlito'nun işlettiği bir gece kulübü civarında geçtiği için devrin klasik disko müziği film 'soundtrack'ine iyice işlemiş durumda.

Filmin bir başka ilginç yanı da, eski New York yargıçlarından Edwin Torres'in Doğu Harlem'deki kendi çocukluğunu anlattığı iki kitabından uyarlanmış olması.



Road to Perdition

Mafyanın hedefi haline gelen Sullivan ve oğlunun kaçacak yerleri kalmamıştır ve sadist bir katil de onların peşini bırakmamaktadır. Şaşırtıcı, güçlü ve görsel açıdan şok edici Azap Yolu, tüm zamanların en iyi klasik gangster filmleri arasına girmiştir. 2002 yılında 6 Oscar Ödülü’ne aday oldu ve Sinematografi dalında ödülü kazandı.
Bu tarz filmlerde görmeye alışkın olmadığımız başarılı oyuncu Tom Hanks, bu işin de altından rahatlıkla kalkabilmiş. Her ne kadar az zaman alsa da Jude Law çok başarılı. Paul Newman'dan fazlaca bahsetmeye gerek yok. The Untouchables'dan hatırlayacağınız Al Capone'un sağ kolu olan Frank Nitti karakteri ise filmde mevcut ve Stanley Tucci tarafından oynanıyor. Daha önceden Al Capone karakterinin de filmde yer alacağı düşünülmüş fakat bundan daha sonra vazgeçilmiş.
Bu filmde hayal kırıklığına uğrayabilecek olanlar aksiyon yüklü klasik bir ganster hikayesi bekleyenler olabilir. Kaliteli bir ekipten ortaya çıkan kaliteli bir yapım olarak Road To Perdition, bir Goodfellas veya Godfather değil ama ilk sinema filmi olan American Beauty ile Oscar kazanan Sam Mendes'in bu başarısının şans olmadığı anlaşılıyor. Bu tür filmlerin çoğunda olduğu gibi, atmosfer ve görüntüler filmin en güçlü yönlerinden. American Beauty'deki çalışması ile Oscar kazanan görüntü yönetmeni Conrad L. Hall'un çekimleri ile 1930'ların havasını bizlere adeta yaşatıyor.



Donnie Brasco

Hollywood bize uzaydaki mücadeleden, at üstündeki savaşlardan ve tek basına koca gökdelenleri kurtarmaya çabalayan kahramanlardan da bahseder ama gangster filmlerinin yeri ayrıdır. Donnie Brasco, işte bizi tekrar bu atmosfere taşıyor. Üstelik filmin konusu gerçek bir hikayeden alınma. 1978'de geçen film, bir FBI ajanı olan Joe Pistone'nin mafyayı nasıl yenilgiye uğrattığı anlatılıyor. Altı yıl boyunca mücevher hırsızı Donnie Brasco olarak hayatını sürdüren Piston, zamanla kendi rolüne inanmaya başlıyor. Mafya babasıyla yakalanıyor ve mafyadan çıkıp arkadaşını ele vermesi gerekeceği, hatta daha kötüsü, belki vurması gerekeceği günü düşünmeye ve ecel terleri dökmeye başlıyor.

Böyle filmlerde görmeye alışkın olduğumuz yüzlerden olan Al Pacino'nun oyunculuğu zaten tartışılmaz. Johnny Depp'in performansı da takdire değer.
Genel olarak pek fazla ilgi görmese de çok başarılı oyuncuların yer aldığı unutulmaz sahneleriyle (Arabada kafasına silah dayadığı sahne, finalde ilzediği belgesel ve mafya ilişkisi) akıllarda yer edinen bir film Donni Brasco.



Casino

Las Vegas' a köşeyi dönmek için gelmiş iki sıkı dost Nicky ve Ace bu iki yüzlü dünyaya var olmaya çalışırken hayal ettikleri gücü elde ederler. Ama güç yozlaşmayı da bereberinde getirir. Ace eski bir hayat kadını olan, Ginger'a saplantısı ile başka bir dünyaya yelken açarken, Nicky daha da derine, uyuşturucu ve şiddet batağına saplanacaktır.
Martin Scorsese, Casino'da 1970'lerin Las Vegas'ının ışıltılı yüzünün arkasındaki karanlık olayları ve ilişkileri beyaz perdeye taşıyor.



The Departed

Suç dünyası ile polis teşkilatı arasında oluşan karmaşık bir köstebek ağı... İrlandalı mafya lideri Costello, yıllar önce kendi adamlarını polis akademisine sokarak onların teşkilat içerisinde iyi yerlere gelmelerini sağlamıştır. Polis teşkilatının da bu konuda Costello'dan geri kalır yanı yoktur. Onların da çok güvendikleri bir adamları, Costello'nun en iyi iki adamından biri olmuştur.
Fakat her günün tehlike içinde geçtiği bu dünyada, hiçbir sırrın açığa çıkmaması mümkün değildir. Köstebeklerin varlığının hissedilmesi ile her iki taraf için de, müthiş bir ölüm kalım savaşı başlar. Yıllardır farklı kimliklerde yaşamış olmanın verdiği yükün ağırlığına bir de, deşifre olma korkusu eklenince her iki köstebek için de tehlike dolu bir hayatta kalabilme mücadelesi başlar.

Infernal Affairs isimli, oldukça beğeni kazanmış, 2002 yapımı Hong Kong filminin yeniden çevrimi olan Köstebek, konusunun yanında zengin oyuncu kadrosunun gücüyle de dikkat çeken film şimdiden klasik mafya filmlerinin arasına girmeye hak kazandı.


0 yorum:

Yorum Gönder

Popular Posts

 

Sample text

Sample Text

Sample Text